İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Soyadı Kanunu Olmasaydı Ne Gibi Sorunlarla Karşılaşırdık ? Görüşlerinizi Söyleyiniz.

Soyadı Kanunu Olmasaydı Ne Gibi Sorunlarla Karşılaşırdık ? Görüşlerinizi Söyleyiniz.


Soyadı Kanunu Olmasaydı Ne Gibi Sorunlarla Karşılaşırdık ? Görüşlerinizi Söyleyiniz.

Soyadı Kanunu’nu olmasaydı şu gibi sorunlarla karşılaşırdık:
* Toplumda ayrıcalık bildiren kimi  lakaplar ve unvanların devam etmesi  kaynaşmış bir toplum olmasını engellerdi ve ayrımcılık olurdu.
* Resmi işlemlerde  bir sürü sorun çıkardı ve hep karmaşa olurdu.
* İsim benzerliğinden dolayı sosyal karışıklıklar ortaya çıkardı.
*  Toplum çağdaş ve milli bir toplum olmaktan uzak kalırdı.
* Kişiler toplum içinde  belirgin şekilde tanımlanmazdı ve bundan dolayı da çok sayıda sorun çıkardı. 

* Sınıf farklılıkları  belli olurdu ve  bu da toplumda uyumsuzluğa  yol açardı. İşte tüm bunlardan dolayı  21 Haziran  1934 tarihinde Soyadı Kanunu çıkarılmıştır.
Not: Soyadı Kanunu, sınıf farklılıklarının  isim olarak  kullanılmasını engellemek için halkçılık ilkesi ile ilgilidir. Yabancı ırk ve   millet adlarının  kullanılmasının yasaklanması ile ilgili de  Milliyetçilik ilkesi ile ilgilidir.

Not: Mustafa Kemal’e soyadı verilmesi:

2587 SAYILI KANUN
Kabul Tarihi: 24.11.1934
Yayımlandığı R. Gazete Sayısı: 2865
Yayımlandığı Düstur: Tertip: 3, Cilt: 16, Sayfa: 4.
Madde: 1-Kemal öz adlı cumhur reisimize ATATÜRK soyadı verilmiştir.
Madde: 2-Bu Kanun neşri tarihinde muteberdir.
Madde: 3-Bu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.
Tekke, Zaviye Ve Türbeler Kapatılırken   Türk  Büyüklerine   Ve  Alimlere Ait  Türbelerin  Kapatılmaması Hakkındaki Görüşlerinizi Söyleyiniz.

Tekke, Zaviye Ve Türbeler Kapatılırken Türk Büyüklerine Ve Alimlere Ait Türbelerin Kapatılmaması Hakkındaki Görüşlerinizi Söyleyiniz.


Tekke, Zaviye Ve Türbeler Kapatılırken   Türk  Büyüklerine   Ve  Alimlere Ait  Türbelerin  Kapatılmaması Hakkındaki Görüşlerinizi Söyleyiniz. 

Tekke ve zaviyelerin kapatılma sebepleri şunlardı:
* İnkılapları kalcı ve kötü hale getirmek
* Batıl olan inançları yok etmek
* Eğitimde ikici yapıya son vermek
* Kaynaşmış  ve sınıfsız bir toplum yapısı ortaya koymak

* Ulus toplumuna geçişi kolaylaştırmak
* Halkın dini duygularının istismar edilmesini engellemek vb. gibi nedenlerdir.

Tekke ve zaviyeler kapatıldığı halde  din büyüklerinin türbeleri kapatılmamıştır. Çünkü büyük din alimleri  ve tarihte yer edinmiş kişiler  halkın dini duygularını sömürmemiştir ve dini gerçek anlamda yaşamaya çalışmışlardır. İnsanlara iyiliği, güzel ahlakı, dürüst olmayı öğretmişler ve güzel özlü sözler söylemişlerdir. Yani din istismarcılığı yapmamışlardır. Elbette Osmanlı Döneminde ki tekke ve zaviyelerde de gerçek anlamda dini  hakkı ile bilen ve öğretmeye çalışan  insanlar vardır fakat  çoğunluk kendi çıkarları için bu tekke ve zaviyeleri kötü emelleri için kullanmıştır. Yani din üzerinden, Allah üzerinden insanların manevi duyguları istismar edilmeye çalışılmıştır. İşte tüm bu olumsuzlukların önüne geçmek için tekke ve zaviyeler kapatılmıştır.

Milli  Tarih  Bilinci İle Toplumsal Dayanışma Arasında  Bir Bağ Var Mıdır? Araştırınız.

Milli Tarih Bilinci İle Toplumsal Dayanışma Arasında Bir Bağ Var Mıdır? Araştırınız.


Milli  Tarih  Bilinci İle Toplumsal Dayanışma Arasında  Bir Bağ Var Mıdır? Araştırınız.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal’in  önem verdiği kavramlardan biri de milli tarihtir.  Bize ait olan, atalarımız hakkında bilgi almamızı sağlayan, geçmişte yaşananlar hakkında bilgi almamızı sağlayan  şey milli tarihtir. İnsan milli tarihi hakkında bilgi sahibi olmazsa geleceğe yön veremez ve milli benliğini kısa zamanda kaybetmeye başlar.  Milli tarih kültürümüzün  temellerinden biridir. Ortak bir geçmişimizin olması, zaferlerimizin, mağlubiyetlerimizin olması toplumsal dayanışmaya, birlik ve beraberliğe büyük katkı sağlar. 

Toplumu toplum yapan,  kültürel değerlerimiz, geçmişimizdir. Bizler toplum olarak milli tarih bilincine sahip olursak bize ait olan her şeye sahip çıkarak ve hiç kimse de böyle güçlü toplumları yıkamaz, yok edemez.  Milli tarih bilinci toplumun  bir arada ve bağımsız yaşamasını sağlar.

Ülkemize yönelik her türlü iç ve dış düşmanlıklara karşı toplum olarak birlikte hareket ederiz ve   her türlü tehdidin de üstesinden gelmeyi biliriz. Yeter ki milli tarihimize sahip çıkalım, milli tarihimiz hakkında bilgi sahibi olalım ve geçmişimizi yok saymayalım.  Tarihimizi bildiğimiz zaman, atalarımızın  emanetlerine sahip çıktığımız zaman da toplumsal dayanışma artar ve beniğimizi kaybetmeyiz. Böyle olunca da toplum olarak biribirimize daha çok bağlanırız ve birbirimizi daha çok severek geleceğe daha iyi yön veririz.
Mustafa Kemal’in milli tarih ile ilgili sözlerine örnek verelim:
‘’ Biz tarihi yazdığımız zaman, olayların ve eylemlerin yapılarını birlikte ararız. Eğer bunu yapamazsak, bilinmeyen bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu ve bilginin bizi yanılttığını kabul ederiz. Havariler ihdas etmeye çalışmayalım. Bu bizim tipimiz değil. Biz mutlak gerçeği arayıp bulmaya çalışmalıyız ve onu tanıtmaya gayret sarfetmeliyiz.’’
* ‘’ Türk çocuklarında kabiliyet her milletinkinden üstündür. Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, büsbütün Türk çocukları kendileri için lâzım gelen hamle kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Bu tarihten Türk çocukları bağımsızlık fikrini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir.

Atatürk’e  Başöğretmen Unvanı Sizce Neden Verilmiştir? Görüşlerinizi  Söyleyiniz

Atatürk’e Başöğretmen Unvanı Sizce Neden Verilmiştir? Görüşlerinizi Söyleyiniz


Atatürk’e  Başöğretmen Unvanı Sizce Neden Verilmiştir? Görüşlerinizi  Söyleyiniz

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal  Kurtuluş Savaşı yıllarında bile savaş devam ederken eğitim ile ilgili konularda  asla taviz vermemiştir. Çünkü ilim ve fen ile ülkesinin kalkınacağını, gelişeceğini söylemiştir. Atatürk sadece bir asker değildir. O aynı zamanda eğitimli kişiliği ile de bilinir. Yazdığı eserler, yaptığı çalışmalar, getirdiği yenilikler eğitime ne kadar önem verdiğinin göstergesidir.

Türk harflerini millete öğretmesi, milletinin her bir ferdinin okumayı yazmayı öğrenmesi için çabalaması onun  fedakar özelliklerinden biridir. Eğitime bu kadar önem veren  büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e işte tüm bunlardan dolayı başöğretmen denilmiştir. Yaptığı tüm bu hizmetler karşılığında Bakanlar Kurulu 1928 yılında Mustafa Kemal’e ‘’ Başöğretmen’’ unvanı verilmiştir.

Atatürk'ün eğitimle ilgili şu sözlerini de  unutmamalıyız:
‘’ Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, sanlı, yüksek bir topluluk halinde yasatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.’’
* ‘’ İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve fenni versin fakat o kadar pratik bir şekilde versin ki çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkûm olmadığına emin olsun.’’
* ‘’ En önemli ve verimli vazifelerimiz milli egitim isleridir. Milli egitim islerinde kesinlikle zafere ulaşmak lazımdır. Bir milletin gercek kurtulusu ancak bu sekilde olur.’’

Laiklik Kelimesinin  Anlamını Araştırınız. Atatürk’ün Laiklik İle İlgili  Söylediği Sözleri Bularak İnceleyiniz.

Laiklik Kelimesinin Anlamını Araştırınız. Atatürk’ün Laiklik İle İlgili Söylediği Sözleri Bularak İnceleyiniz.


Laiklik Kelimesinin  Anlamını Araştırınız. Atatürk’ün Laiklik İle İlgili  Söylediği Sözleri Bularak İnceleyiniz.

Din ve devlet işlerinin biribirinden ayrılası, din ve vicdan özgürlüğü, akılcılık ve bilimselliğe laiklik denilir. Laikliğin olduğu yerde din hizmetleri ayrı  devlet işleri ayrı yürütülür.  Gazi Mustafa Kemal’in  önem verdiği önemli ilkelerden biridir.
Atatürk’ün laiklik ile ilgili sözleri şunlardır:
 * ’’ Efendiler ve ey millet; biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, müritler memleketi olamaz. En doğru, en hakiki yol medeniyet yoludur.’’
* ‘’ Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.’’


* ‘’ Bazı kimseler asri olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların maksadı, İslam'ın kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir?’’


* ‘’ Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler. İğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.’’
* ‘’   Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz.’’
* ‘’  Eğitim ve öğretimi birleştirmedikçe aynı fikirde, aynı zihniyette fertlerden kurulu bir millet yapmaya imkân aramak abesle uğraşmak olmaz mı idi? Dünya medeniyet ailesinde saygı toplayan bir yerin sahibi olmaya layık Türk Milleti, evlatlarına vereceği eğitimi mektep ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki çeşit kuruluşa bölmeye katlanabilir miydi?’’
* ‘’  Müslümanlığın, yüzyıllardan beri yapıla geldiği üzere bir siyaset vasıtası olarak kullanılmaktan kurtarılmasının ve yüceltilmesinin şart olduğu gerçeğini de görmüş bulunuyoruz. ‘’
* ‘’    Her fert, istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, mensup olduğu bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine maliktir.’’
* ‘’ Bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir.’’
* ‘’ Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, İlerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz. Bunun gibi bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü çıkarlar ve tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün ögelerinden bir an önce kesinlikle kurtarmak, milletin dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece İslam dininin yüceliği gerçekleşir. 
* ‘’ Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şeyi, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar  ilim, kültür ve diğer hususlarda erkeklerden katiyyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileriye gitmişlerdir.’’

* ‘’ Laik hükumet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz. ‘’
* ‘’ Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.’’


* ‘’ Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslam'ın kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.’’


Bir Ülkede İki Farklı Tarzda Eğitim Kurumu Varsa Eğitim Birliği Veya Kültür Birliği Oluşur  Mu? Neden?

Bir Ülkede İki Farklı Tarzda Eğitim Kurumu Varsa Eğitim Birliği Veya Kültür Birliği Oluşur Mu? Neden?


Bir Ülkede İki Farklı Tarzda Eğitim Kurumu Varsa Eğitim Birliği Veya Kültür Birliği Oluşur  Mu? Neden?

Bir ülkede iki farklı tarzda eğitim kurumu  varsa burada eğitim birliğinden ve kültür birliğinden söz edemeyiz. Çünkü farklı  eğitim tarzları eğitimde birlik ve bütünlüğü bozar ve eğitimde karmaşaya neden olur.  Kültür birliği de olmamış olur. Osmanlı Devleti eğitim kurumlarında çok başlı bir  yapı bulunmaktaydı. Merkezi  bir disiplin  altından yönetim şeması  bulunmadığı için , farklı amaçlara hizmet eden  farklı eğitim kurumları  vardı.

Azınlıklar  kendi  din ve etnik menfaatlerini, yabancılar da bağlı  oldukları devleti menfaatlerini düşünüyordu.

Modern okullar ile eski eğitim kuruları arasında birlik olamıyordu. Bunun için de eğitimde yeniliğe ihtiyaç vardı.  Eğitim ve kültür birliğinin sağlanması için Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılmıştır. Böylece eğitimdeki ve kültür birliğindeki karmaşalara son verilmiştir. Azınlıkların ve yabancı okulların  üzerindeki devlet denetimi artmıştır. Eğitim kurumları arasında uyum artmıştır. Medreseler , Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Eğitimde akılcı ve bilimsel düşünce ön plana çıkmıştır. Eğitim milli bir nitelik  kazanmıştır.
Atatürk  eğitimin önemi ile ilgili de şu sözü söylemiştir:
‘’  Efendiler ! Yetişen çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hususu ne olursa olsun,  en evvel  ve her şeyden önce evvel Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, mili geleneklerine  düşman olan bütün unsurlarla  mücadele etmek gereği öğretilmelidir.’’

Atatürk ‘ün Ekonomi İle İlgili Sözleri

Atatürk ‘ün Ekonomi İle İlgili Sözleri


Atatürk ‘ün Ekonomi İle İlgili Sözleri

Bir toplumun  gelişmesi için  o toplumun ekonomik yönden özgür ve güçlü olması gerekir. Ekonomik açıdan gelişmemiş bir ülke geri kalmaya mahkum olur ve zamanla yok olur. Bunun için  her zaman ülkemizin ekonomik  anlamda kalkınması için var gücümüzle çalışmalıyız ve  milli ürünler üretmeliyiz. Sanayide, ticarette vb. her alanda gelişmeli ve  çağdaş ülkeler gibi olmalıyız.
Atatürkün ekonomi  ile ilgili sözleri ise şunlardır:
* Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır ‘’

* ‘’  Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz.’’

* ‘’ Tam bağımsızlık, ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayat ışıklarında bağımsızlık felç olur.
* ‘’Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.’’
* ‘’ Zamanımız tamamen bir iktisat çağından başka bir şey değildir.’’
* ‘’ Bugün mevcut fabrikalarımızda ve daha çok olmasını dilediğimiz fabrikalarımızda kendi işçimiz çalışmalıdır. Refah içinde ve memnun olarak çalışmalıdırlar. Ve bütün bu saydığımız sınıflar aynı zamanda zengin olmalıdır ve hayatın gerçek tadını tadabilmelidir ki, çalışmak için kuvvet ve kudret bulsun.’’
* ‘’ İstiklalin tamamiyeti ancak istiklal-i mali (ekonomik bağımsızlık) ile mümkündür.’’
* ‘’ Hiçbir medeni devlet yoktur ki ordu ve donanmasından önce iktisadiyatını düşünmüş olmasın.’’
*Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı  Türkiye idealinin bel kemiğidir.’’
*Kurtuluş ve bağımsızlık için yaptığımız savaşı tamamlamak ve Tanrı’nın milletimize doğuştan verdiği yetenek ve kabiliyeti en yüksek derecede geliştirmek ve memleketimize bağışladığı bütün kuvvet ve servet kaynaklarından en iyi biçimde faydalanarak zayıflığımızın sebeplerini yok etmek için, bundan böyle hiçbir fırsat ve zamanı ziyan etmeyerek çalışmaya mecburuz. Hayat demek ekonomi demektir. Çünkü millet yoksul kaldıkça hiçbir şey yapamaz. İlk önce zengin olmalıdır. Çünkü her şeyi yapan paradır. Öncelikle ekonomiye önem vermek lazımdır. Ekonomide faydalı olabilmek için ise teoriler ve kavramlar ile vakit geçirecek zamanımız kalmamıştır.’’

Halkçılık İlkesi, Cumhuriyetçilik İlkesinin   Hangi Özelliklerini  İçerisinde Barındırmaktadır?

Halkçılık İlkesi, Cumhuriyetçilik İlkesinin Hangi Özelliklerini İçerisinde Barındırmaktadır?


Halkçılık İlkesi, Cumhuriyetçilik İlkesinin   Hangi Özelliklerini  İçerisinde Barındırmaktadır?

Halkçılık ilkesi , cumhuriyetçilik ve milliyetçilik  düşüncesinin sonucudur.  Halkçılık ilkesi, Cumhuriyetçilik ilkesi ile doğrudan bağlantılıdır.   Cumhuriyetçilik ilkesine uygun olan  tüm gelişmeler, halkçılık ilkesine de uygunluk gösterir.Halkçılık ilkesi cumhuriyetçilik ilkesinin  şu özelliklerini içerisinde barındırmaktadır:
*  Halk egemenliğine dayanan yönetim anlayışını  benimser. Bu Cumhuriyetçilik ilkesinde de vardı.
* Cumhuriyetçilikte halkın iradesine  önem verilir ve seçimlerde sadece belli kesimler oy kullanmaz. Herkes oy kullanır. Yani sınıfa dayalı bir yönetim anlayışı yoktur. Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum yapısı vardır.

* Sosyal adalete önem verilir. Yani eşitlikçi, adil, katılımcı bir toplum oluşturulması amaç edinir.
* Sosyal güvenceye önem verilir.
* Hukuk önünde eşitlik vardır.

Not: Atatürk’ün halkçılık ile ilgili birkaç önemli sözü de şunlardır:
‘’ Herhalde halkımızı idare ile yakından ilgilendirmek, yani idareyi doğrudan doğruya halkın eline verebilecek bir idare şeklini tesis etmek hem ulusal egemenliğin gerçek olarak temsili ve hem de bu sayede halkın benliğini anlaması itibarıyla gerekli idi. İşte bu düşüncelerin, bu araştırmalardan esinlenerek olarak proje yapılmıştı.’’
* ‘’ Cumhuriyet ulusal egemenlik temeline dayanan halk hükumetidir.”
* ‘’ Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil fakat kişisel ve sosyal hayat için iş bölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir.’’
* ‘’ Bizim görüşümüz ki halkçılıktır. Kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır.

Bazen Savaşta Kazanıp Masada Kaybedersiniz, Bazen de  Her İkisini Kazanırsınız. Mudanya Ateşkes Antlaşması Bunlardan Hangisine Girer? Neden?

Bazen Savaşta Kazanıp Masada Kaybedersiniz, Bazen de Her İkisini Kazanırsınız. Mudanya Ateşkes Antlaşması Bunlardan Hangisine Girer? Neden?


Bazen Savaşta Kazanıp Masada Kaybedersiniz, Bazen de  Her İkisini Kazanırsınız. Mudanya Ateşkes Antlaşması Bunlardan Hangisine Girer? Neden?

Milletimiz  Sakarya Meydan Muhaberesi’ni, Büyük Taarruz’u kazanmış ve  savaşta başarılı olmuştur. Mudanya  Ateşkes Antlaşması ise masada kazanılmış bir antlaşmadır.  Çünkü Mudanya Ateşkes Antlaşması ile  Kurtuluş Savaşı’nın silahlı dönemi sona ermiştir. İstanbul ve Doğu Trakya  silahlı bir çatışma yaşanmadan  ülke sınırlarına dahil edilmiştir. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti hukuken sona ermiştir.

İngiltere, yeni  Türkiye’nin siyasi varlığını tanımak zorunda kalmıştır. İngiltere Hükümeti  görevden alınmıştır. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın  geçersiz olduğu İilaf Devletleri tarafından kabul edilmiştir.

Not: Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasına ortam hazırlayan gelişmeler şunlardır:
* Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması
 * İtalya ve Fransa’nın savaştan çekilmesi ile  İngiltere’nin yalnız kalması
* Sovyet Rusya Kurtuluş Savaşı devam ederse Türkiye’nin yanında olacağını söylemesi
* İngiltere'nin kendi halkından ve sömürgelerinden destek gelmemesi ve İngiltere’ye duyulan güvenin azalmaya başlaması
* İtilaf Devletleri Yunanistan’a olan güvenini kaybetmiştir.
* Yunanistan’ın Sevr Antlaşması’nın  uygulamaya geçmesi için gerekli siyasi ve askeri gücünün  olmadığının anlaşılması.

Not:  Mudanya Konferansı’na baş delege olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İsmet İnönü baş delege olarak görevlendirilmiştir.


Top