En Beğenilen Yazılar

Mustafa Kemal'in Eğitim Gördüğü Okullar Ve Şehirlerin Kişisel Gelişimine Etkisi

    2

Mustafa Kemal'in Eğitim Gördüğü Okullar Ve Şehirlerin Kişisel Gelişimine Etkisi

Mustafa Kemal'in eğitim gördüğü okullar şunlardır :
- Mahalle Mektebi : Dini eğitim ağırlıklı olan bir okuldur . Annesinin gönlü olsun diye Mustafa Kemal bir süre bu okula gitmiş fakat daha sonra Şemsi Efendi Okuluna gitmiştir .
- Şemsi Efendi Okulu
- Selanik Mülkiye Rüştiyesi
- Selanik Askeri Rüştiyesi : Selanik Askeri Rüştiyesi Mustafa Kemal'in  siyasi hayatındaki ve askeri hatındaki  disiplin ve düzenin  temellerinin atıldığı okuldur . Bu okulda matematik öğretmeni ona Kemal adını vermiştir .

- Manastır Askeri İdadisi : Bu okulda Mustafa Kemal  tarih öğretmeni olan Mehmet Tevfik Bilge sayesinde tarihe ilgi duymaya başlamıştır . Ömer Naci ile arkadaşlığı sayesinde  edebiyata ilgi duymaya başlamıştır . Ömer Naci sayesinde Namık Kemal'i tanıdı ve onun vatan şiirlerinden etkilenmeye başlamıştır .  

Samimi arkadaşı olan Fethi Okyar sayesinde ise  Fransız İhtilalinin öncüleri olan Rousso ve Voltaire'yi tanımaya başladı .
- İstanbul Harp Okulu :  İstanbul Harp okulundan Teğmen rütbesi ile 1902 yılında mezun olmuştur .
- İstanbul Harp Akademisi :  Mustafa Kemal 1905'de  Harp Akademisini  Kurmay Yüzbaşı olarak bitirmiştir .
Not: Mustafa Kemal Atatürk'ün düşünce hayatının gelişiminde etkili olan şehirler şunlardır :

- Selanik( Yunanistan) ,  İstanbul , Manastır ( Makedonya) , Sofya ( Bulgaristan) gibi şehirler etkili olmuştur . Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal'in 1896 yılına kadar kaldığı Selanik şehri farklı ırk ve dine mensup olan kişileri içinde barındıryordu . Yani kozmopolit bir yapıya sahipti . Selanik şehri aynı zamanda işlek bir limana sahipti ve İstanbul ve Avrupa'yı biribirine bağlayan demiryoluna sahip olan bir şehirdi . Yine , İstanbul , Bulgaristan gibi şehirler de Mustafa Kemal'in kişisel gelişimine çeşitli yollardan etki eden şehirler olmuştur .

2 yorum:
Write yorum
  1. ATATÜRK'ÜN OKUL ANILARI


    ALTIN SAÇLI, DENİZ GÖZLÜ ÇOCUK

    Mustafa, Şemsi Efendi Okulu son sınıfa giderken, birgün sınıf öğretmeni bugün okula bir müfettişin geleceğini, ona karşı saygılı olmalarını, soracağı sorulara doğru cevap vermelerini söyledi. Eğer bilmiyorlarsa kesinlikle parmak kaldırmamalarını ihtar etti. İlk dersten sonraki teneffüste öğrenciler arasında konuşulan tek konu müfettişin sınıfta ne gibi bir soru sorabileceğiydi. Müfettişin sorduğu bir sorunun bile bilinememesi, kötü bir intiba bırakırdı.

    Bu durumda Mustafa, çalışkan öğrenciler arasında ön plana çıkıyor ve arkadaşlarına müfettişin sorduğu en zor soruyu bile doğru cevaplandıracağı sözünü veriyordu.

    İkinci ders, ikinci teneffüs derken, üçüncü dersin ortalarına doğru kapı çalındı ve müfettiş sınıfa girdi. Müfettiş, öğretmenle bir süre konuştuktan sonra sınıfa dönerek ilk soruyu sordu: Osmanlı Devleti, Avrupa'yı fethetmek istedi ama neden başarılı olamadı?

    Belki bu soru öğrenciler için, biraz ağır bir soruydu ama ağırlıkların kaldırılıp kaldırılamayacağı yani sorunun cevaplandırılıp cevaplandırılamayacağı da böyle bir soru sorulmadan bilinemezdi. Bu soru için, sınıfın en çalışkan dört öğrencisi parmak kaldırdı. Bunların arasında Mustafa da vardı. Aslında müfettiş sınıfa girip öğretmenle konuşurken, orta sıralarda oturan sarı saçlı, mavi gözlü ve o mavi gözlerinden zeka fışkıran öğrenciyi hemen farketmişti. Müfettiş, nedense bu sarışın öğrenciye parmak kaldırmasına rağmen, söz hakkı vermemiş, parmak kaldıran başka bir öğrenciden sorduğu sorunun cevabını istemişti. O öğrenci de, müfettişin beklediği bir şablon içinde soruyu cevaplamıştı.

    İkinci soru, ilk sorudan çok daha zor olmalıydı. Bir devlet çıksa, diyelim ki, bu Osmanlı Devleti olsun, dünyaya hakim olsa, bu durum ebediyete kadar devam eder mi?

    Mustafa olaya bu paralelde dik bir çizgi çekmek ihtiyacını hissetmişti. Birbirine paralel giden iki doğru bu dik çizgiyle kesişmeliydi. Mustafa'nın parmak kaldırıp söz isteyerek soruya verdiği cevap şu oldu:

    " Hayır, etmez. Bırak ebediyeti elli yıl bile devam etmez. Her ne için olursa olsun, başka milletleri boyunduruk altına almak, onları köle durumuna düşürmenin adı emperyalizmdir. Her millet kendi sınırları içinde özgür ve bağımsız yaşamalıdır. Yaşasın özgürlük, yaşasın bağımsızlık!.."

    Mustafa'nın büyük bir coşku içinde söylediği bu sözler üzerine müfettiş, bir süre öğretmenle konuştuktan sonra, Mustafa'nın yanına giderek, O'nu alnından öptü.

    " Yaşa Mustafa! Türk Milleti, senin gibi son derece bilgili, kültürlü ve düşüncesini korkmadan söyleyebilen, çağdaş yeni nesil gençlere emanet edilecektir. Sen Türk Milli Eğitimi'nin gururusun. "







    YanıtlaSil

  2. ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ARKADAŞIM HALİT

    Babam Ali Rıza Efendi kereste tüccarlığı yaptığı için, Selanik dışında çalışıyormuş. O zamanlar anneme Üftade adında siyahi bir kadını yardımcı olarak tutmuş. Daha sonra ben dünyaya gelmişim. İki ay sonra Üftade'nin bir yeğeni doğmuş. Adını Halit koymuşlar. Yaşımız gelince bizi Mahalle Mektebi'ne yazdırdılar ama ben bir süre sonra oradan ayrılıp Şemsi Efendi Okulu'na geçiş yaptım. ( O zamanın ilkokulu ) Halit ise, Mahalle Mektebi'ne devam etti.

    Böylece aradan birkaç yıl geçti. Bir gün Halit yanıma gelerek, efendi ve köle kelimelerinin anlamını sordu. Ben, insanların köle olarak kullanılamayacağını ve her insanın bir başkasının değil, sadece kendisinin efendisi olabileceğini söyledim.

    Bunun üzerine Halit, sen gel bunları arkadaşlara anlat. Tenim siyah olduğu için, kendilerinin efendi, benim ise, köle olduğumu söylüyorlar, dedi.

    Hangi arkadaşların Halit, sınıf arkadaşların mı? diye sordum.

    Evet, sınıf arkadaşlarım, dedi.

    Bak Halit, dedim, yarın bizim öğretmen izinli, okula gitmeyeceğim. Sınıfınıza gelir arkadaşlarınla konuşurum. Olur mu?

    Halit, olur, dedi.

    Ertesi gün Mahalle Mektebi'ne gittiğimde Halit'in ikinci dersten sonra ortadan kaybolduğunu öğrendim. Çok aradık Halit'i bulamadık. Ancak akşamüstü eve geldi. Anlattığına göre, köle olmasını ve her dediklerini yapmasını isteyen arkadaşlarından kurtulmak için, mektepten kaçmış ve Selanik dışına çıkmış. Daha sonra benim dediklerimi hatırlamış ve kendisinin efendisi olduğu için, geri gelmiş.

    Halit'e arkadaşlarıyla konuştuğumu ve efendi, köle gibisinden iki kelimeyi bir daha kullanmayacakları sözünü aldığımı söyledim.

    Halit bir daha Mahalle Mektebi'ne gitmedi. Annesi onu Şemsi Efendi'nin laik okuluna yazdırdı. Halit bizim sınıfa geldi. Fikirler ve düşünceler hür, kelepçe yok. Herkes kendi fikrinin efendisi, köle yok.

    Aradan günler geçtikçe Halit bir açıldı. Durgun, düşünceli Halit gitti, neşeli, hareketli Halit geldi. Derslerine çok çalıştı. Mahalle Mektebi'ne giderken sınıfın en tembeli Halit, Şemsi Efendi Okulu'nda sınıfın çalışkanları arasına girmeyi başardı.

    YanıtlaSil

Yorumlama biçimini "ANONİM" olarak seçerek , hiç uğraşmadan kolaylıkla yorum yazabilirsiniz . Sizin bu yazıya yorumunuz ne ? :-)

© 2014 Sosyal Bilgiler. Designed by Bloggertheme9
Powered by Blogger.